Ana Menu
Şu anda 4 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Çiçegi senin için koparmazdım Yazdır e-Posta


   Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını
 sevdiğim için evlenmiştim.
 Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl
 da ısıtırdı…

 Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten
 sonra bu sâkinlik beni
 yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok
 sevdiğim- bu özelliği artık
 beni huzursuz ediyordu.

 İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı
 hassas bir kadınım. Romantik
 anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü
 gibi can atıyorum. Oysa kocamın
 sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı,
 evliliğimize romantizm
 katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.


 Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak
 istiyordum.
 Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye
 sordu.
 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim,
 'sadece yoruldum.'
 Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu.
 Bu hâli ise hayal kırıklığımı
 daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte,
 sıkıntısını dışarı
 vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne
 bekleyebilirdim ki!

 Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne
 yapabilirim?'
 Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla
 değiştirilemiyordu.
 Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun
 cevabını kendin bulup kalbimi ikna
 edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'
 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir
 çiçek var. O çiçeği benim
 için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin
 kırılmasına, hattâ ölümüne
 mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'
 Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını
 yarın vereceğim' dedi.
 Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.


 Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
 şişesini mutfak masasının
 üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
 'Sevgilim' diye başlıyordu,
 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine
 kırılmıştı. Okumaya devam
 ettim.

 'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın
 altını üstüne getirip
 çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında,
 onu tekrar düzeltebilmem
 için ellerime ihtiyacım var.'

 'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden,
 senden önce eve
 varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma
 ihtiyacım var.'

 'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep
 yolu kaybettiğinden, yolu
 gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

 ' sebep olduğu, karnındaki krampları
 rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'

 'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını
 dağıtmak, can sıkıntını
 hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler
 anlatabilmem için
 ağzıma ihtiyacım var.'

 'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
 gözlerinin bozulması kaçınılmaz
 olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
 kesebilmem, saçlarında -görülmesini
 istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden
 aşağı inerken
 elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde
 senin yüzünün rengi gibi
 olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
 var.'

 'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o
 uçuruma gidip, o çiçeği
 senin için koparırım bir tanem.'


 Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
 dağılıyordu.
 Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften
 kapıyı aç canım. Çok
 sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda
 bekliyorum.'
 Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve
 ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı
 ekmek ve sütle kapının önündeydi.
 Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse
 sevemezdi. O çiçeği
 uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.


 Bu gerçek aşktı.*


 *
 İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye
 alıştığımız aşkın, seneler sonra o
 heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde
 de hep var olmaya
 devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

 Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki
 artık romantik değil...
 Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep
 oralarda bir yerdedir.

 Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması
 için elbette gereklidir.
 Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu
 ebedi kalır.

 Hayat tam da böyle bir şeydir.*

 (Yazar bilinmiyor.)