Ana Menu
Şu anda 5 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Çocuk ve Elma Ağacı Yazdır e-Posta
Ulu bir dağın eteğinde küçük bir köy ve o köyün karşı yamacında, sık
yemyeşil yaprakları ile parlak kırmızı elmaları olan dibine her yaz sıcağı
gölge ve serinlik veren bir elma ağacı varmış bir zamanlar. Ağacın dalları
arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların arasında korunup, kanat
çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde. Bir de
her gün bu elma ağacını ziyaret eden gülünce yüzünde güller açan Ali adında
yoksul ve zeki bir çocuk varmış.
"Ey güzel çocuk duyuyor musun beni?"
Küçük Ali bu sesin nereden geldiğini anlayamamış şaşkın şaşkın etrafına
bakınıp durmuş, sonra farketmiş ki üstünde yemyeşil yaprakları ve kıpkırmızı
elmalarıyla görkemlice duran elma ağacı dile gelmiş konuşmakta.
" Ey sevgili elma ağacı sen konuşabiliyor musun?" diye merakla sormuş elma
ağacına...
- Tabii, demiş elma ağacı, "sen nasıl konuşabiliyorsan ben de öyle konuşurum
ama kimse beni duymuyor çünkü durup dinlemiyor. Elmalarımdan alan hemen
uzaklaşıyor burdan..."
- Bağışla, demiş küçük Ali, "bunca zamandır altından gelir geçerim sesini
hiç duymamıştım, durup dinlememiştim. Ama bugün karnım açtı elma yemek için
geldim buraya, konuştuğunu duyunca önce şaşırdım ama şimdi seni anlıyorum.
Çünkü benimde arkadaşım yok benimle de kimse konuşmuyor çok yalnızım..."
Fakir ve yetim olduğu için kimsenin kendisiyle arkadaşlık yapmadığını
söylemiş Ali.
-Elma ağacı önce derin bir iç geçirmiş ve sonra küçük Aliye "benimle arkadaş
olur musun sana her gün elmalarımdan veririm karnını doyurursun?" demiş.
Küçük Ali öyle duygulanmış ki cevap verememiş, cevap yerine sarılıp elma
ağacına iki damla gözyaşı dökmüş yanağından... Elma ağacı da çok
duygulanmış,"benim de derdim bir candan arkadaşımın olmayışı elmalarımdan
alan çekip gidiyor burdan" demiş.
Küçük Ali ağaçtan aldığı iki elmayı hemen afiyetle indirmiş midesine. Sonra
dönüp yeni dostuna teşekkür etmiş.
- Gerçekten de bu güne kadar böyle lezzetlisini yememişti Ali.
O günden sonra küçük Ali ile elma ağacı çok iyi dost ve iki candan arkadaş
olmuşlar, hemen hergün buluşup kuşların cıvıltıları, suların çağıltıları
arasında beraber güler, beraber ağlar, beraber oynar olmuşlar… O günden
sonra bütün ağaçlarla, bitkilerle, çiçeklerle dost olmuş, kuşlarla,
hayvanlarla konuşur olmuş Ali elma ağacının yardımıyla...
Annesi ölünce babası ve kardeşleriyle ortada kalmış Ali. Her gün ırgatlığa
gidip tarla, bağ ve bahçelerde çalışarak günlük rızkını temin eden babası,
getirdiği üç beş kuruşla çocuklarının geçimini sağlarmış. Bir gün babası da
hastalanınca eve bir şey getirecek kimse kalmamış, derken iş çocukların en
büyüğü olan Ali'nin başına kalmış.
Günler böyle sevgi ve neşe içinde geçip giderken bir gün Ali üzgün bir
şekilde gelmiş elma ağacının yanına, bu defa çok hüzünlü ve endişeliymiş.
Elma ağacı. "Söyle" demiş Ali kardeş", "neden bu kadar üzgün ve telaşlısın,
bir şey mi oldu acaba?" "Sorma elma kardeş babam hasta çalışan kimsemiz yok.
kardeşlerim aç, hazır paramızda kalmadı. Ne yapacağımızı bilemez olduk?."
demiş.
"Üzülme" diye yanıtlamış elma ağacı, her şeyin bir çaresi vardır. "Bak sana
güzel elmalarımdan vereyim, götür çarşıda, pazarda sat, çok paran olur" diye
teselli de bulunmuş. Sevincinden ne yapacağını bilememiş Ali, elma ağacına
doğru akan kalbindeki sevgi sıcaklığını hissetmiş o an.
O günden sonra Ali devamlı gelip arkadaşının sunduğu kırmızı sihirli
elmaları götürüp satmış. Bir zaman sonra ihtiyacından çok daha fazla parası
olmuş. Ve her zaman olduğu gibi yine sevinçle oynamaya devam etmişler.
Ali bir gün yine çok dalgın ve üzgünmüş, canı hiç oynamak istemiyormuş. Elma
ağacı canının sıkkın olduğunu gören Aliye "Söyle bakalım Ali kardeş canın
yine bir şeye mi sıkıldı". "Sorma elma ağacı kardeş, kerpiçten örülü küçüçük
bir evimiz vardı yağmura dayanamayıp yıkıldı, babam ve kardeşlerimle açıkta
kaldık".
"Bununda bir çaresi var Ali kardeş, yeter ki üzülme. Al bu dallarımdan
götür, onlarla kendinize bir barınak yapın içine girin, rüzgardan, yağmurdan
korunursunuz." Deyip yine teselli etmiş Ali arkadaşını.
Çocuk sevgiyle, minnetle bakmış elma ağacına. Başlamışlar oyunlar kurmaya
yeniden...
Aylar yel gibi, yıllar sel gibi geçip giderken küçük Ali büyük Ali olmuş
derken hayalleri de büyümüş. Bir gün "yine dalgınsın Ali kardeş, acaba
bilmediğim bir şey mi var"diye seslenmiş elma ağacı. "Ben çocuk değilim
artık elma ağacı kardeş, büyüdüm, hayallerimde büyüdü, karşı koyları merak
ediyorum, dağların öte yanını, dünyayı gezip görmek, tanımak istiyorum"...
"Onunda bir çaresi var Ali kardeş. Kes dallarımın bir kısmını, sağlam bir
kayık yap kendine, yanına da elmalarımdan bol bol al, gezip gör dünyayı.
Gittiğin yerlerde bana haber sal kuşlarla, selam yolla ki, içim rahat olsun
olur mu? unutma emi! Diye tembih etmiş ve de fazla uzaklara açılma ne olur
ne olmaz bazı yerler tekin olmayabilir, sana bir şey olursa üzülürüm". Deyip
uyarmış arkadaşını.
"Bu incecik filizlerimi, çekirdeklerimi yanına almanı ve gittiğin her yere
dikmeni istiyorum. Büyüyüp ağaç olsunlar, meyve versinler, gölge olsunlar,
yiyen herkes şifa bulsun, şifa dağıtsın dört bir yana… Benim tomurcuklarım
her iklimi sever, nerde olursa olsun toprağın kucakladığı her filizim yemiş
verir"demiş, elma ağacı.
Elma ağacına sarılıp öpmüş, sevgi dolu gözlerle yüreği titreyerek bakmış Ali
ve "sen meraklanma arkadaşım bana bir şeycikler olmaz, ayrıca uyarıların
için de teşekkür ederim" deyip gülümsemiş kırmızı yanaklı elma ağacına "hey
canım arkadaşım, sevgili elma ağacım, sen sonsuza yaşa emi". Deyip
fısıldamış. "En zor anlarımda hep yanımda oldun, yardım ettin, bana sonsuz
sevgini verdin, doğruyu gösterdin. Ne mutlu bana ki, senin gibi candan bir
dostum var…"
Elma ağacının gövdesi ve dallarından, babasıyla beraber hazırladığı kayıkla
ayrılmış oradan içi ağlayarak, o büyülü uzak yolculuk başlamış. Yemyeşil
rengarenk pırıl pırıl nehirlerde ve derin mi derin vadilerde geçip giderken
kalbinin en derinlerinde arkadaşı elma ağacını da götürüyormuş.
Kayığın içinde mutluydu, bu ucsuz bucaksız mavi gökler, bu dingin sular
ülkesi Ali'nin ülkesiydi artik.
Küçük kayık, sonunda tertemiz suların üzerinde sessizce kaymaya başlamış.
Nihayet içindeki sesin çağrısına uymuştu Ali. Gidebildiği yere kadar
gidecekti.
Nehirin üzerinde arkadaşını düşünmüş, büyük bir sessizlik kaplamış, yalnızca
ılık bir esinti hissediyormuş yanaklarında. Ali ağlamış en iyi arkadaşını
terkettiği için, sessiz nehir gözlerinden yanaklarına akıyormuş sanki, keşke
arkadaşını terketmeseydi diye geçirmiş içinden… Yalnızlık bir yana ama en
iyi arkadaşının yokluğunu yüreğinde bir yara gibi hissetmiş. Gözyaşları öyle
çoğalmışki, sanki nehir gözlerinin içinden akıyormuş…
Uyumuş Ali'cik gözlerini açtığı zaman kendisini büyülü bir atmosferde
bulmuş. Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların gölgelerini ve
meyvalarını cömertçe sunduğu, renk renk çiçeklerin açtığı, kuşların cıvıl
cıvıl öttüğü , pırıl pırıl suların aktığı, tertemiz havasıyla insanoğlunun
pek uğramadığı bir yere gelmiş.
Her tarafta ceylanlar boy boy çeşit çeşit hayvanlar biribiriyle oynayarak
otluyorlarmış.… Ama candan arkadaşından uzak, sevdiklerinden ayrı bir
büyümüş çocuk vardı… Elma ağacına kuşlarla haber iletmiş her gitti yere,
elma ağacından haber almış kuş kanatlarında…
Ali gittiği her yere elma ağacının tohumunu ekmiş, gittiği her yerde
tohumlar filizlenmiş sevgiye. Sonra elma vermeye başlamışlar büyüdükçe.
Kuşlar insanlar ve hayvanlar elma ağaçlarının altında buluştukça elma
ağaçları da mutluluk dağıtmış etraflarına, böylece tüm canlılara
elmalarından vermişler her yaz görkemli ve güçlü dallarıyla…
………….
Aradan çok uzun yıllar geçmiş. Ak sakallı, karlı dağların tepesini andıran
başıyla ihtiyar bir adam çıka gelmiş, elinde baston yavaş yavaş yürümüş elma
ağacına doğru. Elma ağacının altına gelince, başını kaldırıp sonsuz bir
sevgiyle bakmış. Elma ağacı tanımış o eski arkadaşını kırlardan topladığı
bir demet papatyayı bırakmış gövdesinin yanına ve sarılıp usulca seni
seviyorum demiş.