Ana Menu
Şu anda 5 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Gerçek Aşk.. Yazdır e-Posta
Telefonun alarm sesiyle uyandı, başında şiddetli bir ağrı vardı. "hiç canım işe gitmek

istemiyor, arayıp gelemeyeceğimi söylesem mi acaba?" diye düşünürken el yordamıyla

susturmak için telefonu arıyordu. Birden elini oynatamadığını fark etti, kafasını

güçlükle kaldırdı, göğsünden kablolar sarkıyordu. Gözünü sağa çevirdiğinde elinin

sargılarla kaplı olduğunu gördü. Alarm sesinin telefondan değil bağlı bulunduğu

cihazlardan geldiğini anladığında ağzından istemsiz bir inilti çıktı. "doktor bey

hastamız kendine geliyor" diyen hemşirenin sesi gitgide uzaklaşırken tekrar kendinden

geçti.
Saatler sonra kendine geldiğinde tüm vücudunun sargılarla kaplı olduğunu gördü. "Ne

oldu bana, neredeyim ben?" dedi zorlukla. İçeri giren yaşlıca doktor ayakucundaki

raporlara şöyle bir göz attıktan sonra yanına geldi ve "geçmiş olsun delikanlı, büyük bir

yangından sağ kurtuldun" dedi "oradan sağ çıkman mucize, bir haftadır buradasın ve

daha uzun süre bizimle kalman gerekecek" diye de ekledi.
"yalvarırım oğlumuzu gösterin bize" diyen annesinin sesini tanıdı, doktorun "sadece iki

dakika" demesiyle annesi, babası ve kız kardeşi içeri girdiler. Annesi "oğlum, yavrum"

diye ağlıyor, babası ise "sus kadın çocuğun yanında ağlama" diye kızıyordu. Kız kardeşi

ise sargılar içindeki eline sarılmış sessizce gözyaşı döküyordu. "Nazan nerede, o iyi mi?"

diye sordu, "o iyi" dedi kardeşi "birkaç gün sonra taburcu olacak o zaman seni görmeye

gelir".
Nazan onun nişanlısıydı, lisede başlayan aşkları aynı üniversiteyi kazanmalarıyla daha

da büyümüş, beraber geçirdikleri üniversite hayatı ile bambaşka boyut kazanmıştı.

Geçen yıllar aşklarını eskitmek şöyle dursun zirveye çıkarmıştı. En büyük hedefleri bir

an önce okulu bitirip hayata atılarak evlenmekti, birbirlerine kavuşacakları günü iple

çekiyorlardı. Bu hevesle okullarını hiç sene kaybetmeden bitirdiler, mezuniyetten hemen

sonra kendisi askere giderken Nazan büyük bir şirkette işe başladı. Askerliğini kısa

dönem er yapmak için bilerek asteğmenlik sınavını kazanmadı ki bir an önce sevdiğine

kavuşabilsin. 6 aylık kısa dönem kendisine 6 yıl gibi gelmişti yine de. Terhisten hemen

sonra nişanlandılar…
İkisi de çok mutluydular nişanlı olduklarına inanamıyorlar, sürekli yüzüklerine

bakıyorlardı.Nihayet kendisi de bir ay önce başka bir firmada işe girmişti.
O gün ilk maaşını almıştı, nişanlısını akşam yemeğine çıkartmak için rezervasyon

yaptırmış ve onu arayarak iş çıkışı kendisini almaya geleceğini bildirmişti. Çok

mutluydu, yıllar süren bekleyiş sona erecek, hayaller nihayet gerçek olacaktı. Bu

düşüncelerle bindiği taksiden nişanlısının işyerinin önünde indiğinde olağandışı bir

kalabalık farketti, sirenler çalıyor, insanlar bir yöne doğru koşuşturuyorlardı.

Nişanlısının çalıştığı şirketin yandığını farkettiğinde kalbi duracak gibi olmuştu,

binadan çıkanların arasında Nazan'ı göremeyince deli gibi binaya koşmaya başladı.

İtfayecilerin ve polislerin durdurmalarına aldırmadan içeri dalmış ve hiç beklemeden

merdivenlere yönelmişti. Nazan'ın bulunduğu dördüncü kata vardığında dumandan

boğulacak gibiydi, duvardaki yangın bölümünü farketti, ceketini çıkarıp kovadaki suyla

iyice ıslattı ve koluna doladı, gömleğini yırtıp ağzını ve burnunu kapatacak şekilde

maske yaptı ve hiç düşünmeden alevler içindeki koridora daldı. Nişanlısının odasına

girdiğinde onu yerde baygın bulmuştu, kolundan ceketini çıkarıp onun yüzüne örtmüş ve

kucakladığı gibi odadan çıkıp aşağıya doğru koşmaya başlamıştı. Fakat yangın

alabildiğine büyümüş, geldiği yolları sarmıştı. Her yanının tarifsiz acılarla yandığını

hissediyor ama gücünü kucağındaki nişanlısından alarak hiç durmuyordu. Çıkış

kapısına varınca şok oldu, küçük bir koridorun sonunda bulunan kapının kirişleri

çökmüş ve geçişi imkansız kılmıştı, sadece bel hizasının üstünde küçücük bir açıklık

kalmıştı ama ikisinin birden çıkmasına imkan yoktu. O koridora girerse her ikisi için de

ölüm kaçınılmazdı. Birkaç adım gerileyip bacaklarının bütün gücüyle kapıya doğru

koşmaya başladı, alevler içindeki koridora daldığında artık yangını hissetmiyordu, son

gücüyle kapıdaki küçük açıklıktan nişanlısını dışarı fırlattı ve olduğu yere yığıldı…
Sonrasını ise doktordan öğrendi, içeriden baygın bir kızın fırlatıldığı anda tesadüfen o

noktada bulunan itfaiyeciler bütün hortumlarını oraya çevirmişler ve yangının bir

anlık gerilemesinden faydalanıp onu çıkarmayı başarmışlardı.
Tedavi süreci çok zor geçiyordu, büyük acılar çekiyor ama nişanlısının desteği sayesinde

katlanıyordu, "Nazan yanımda ya bu acılara katlanırım" diyordu kendi kendisine,

Nazan'ın vücudunda yer yer yanıklar vardı ama onun koruması sayesinde yüzü aynı

güzelliğini korumuştu. Günler geçiyor yavaş yavaş iyileşiyordu, onu hiç yalnız

bırakmayan ailesi ve nişanlısı sayesinde morali de düzeliyordu. Ta ki sargılarının

açıldığı güne kadar.
Babasının yüzündeki dehşet ifadesini görmüştü, annesi ve nişanlısı birbirlerine sarılıp

ağlamaya başlamışlardı, aynaya baktığında yıkıldı, insana benzer bir yanı kalmamıştı.

Yüzü korkunçtu, kelimenin tam anlamıyla korkunç. Boğazı yırtılırcasına haykırmaya

başladı, hemşireler sakinleştirici iğnelerle koşuşturana kadar bağırmaya devam etti…
Günler geçmiş hastaneden taburcu olacağı günün gecesi gelmişti, odasında Nazanla yine

tartışıyorlardı
-"seni asla bırakmam, bütün hazırlıklarımız tamamlandı en kısa zamanda evleneceğiz"

diyen Nazan'a acı acı gülümsedi, yanık yüzünde çarpık bir ifade belirmişti,
-"merhamet seninkisi" dedi " sana kaç kere söyledim seninle evlenmeyeceğim, bu suratla

kimse evlenmez, seni kurtardığım için vefa gösteriyorsun ama istemiyorum" dedi. Nazan

tam ağzını açacağı anda elini kaldırdı " sus" dedi
-"istemiyorum merhametini dedim, git artık kendine bir hayat kur bir daha da buraya

sakın gelme"
Nazan ağlamaya başladı "aşkım lütfen bana böyle davranma, seni seviyorum ben,

yüzünü veya görünüşünü değil, seni" dedi
-"saçmalama, bir süre sonra ne aşk kalır ne merhamet, böyle iğrenç bir suratla bir ömür

geçmez. Düşünsene sokağa çıkınca herkes bize bakacak, şuna bak diyecekler böyle güzel

bir kız böyle biriyle nasıl yaşar?"
-"umurumda değil" dedi Nazan "bak benimde vücudumda da yanıklar var, sen yüzümü

korumasaydın yüzüm de yanacaktı, o zaman sen beni terk mi edecektin?"
-"Yeter, fazla uzatmaya gerek yok, ben seni istemiyorum, çık git hayatımdan artık"

diyerek arkasını döndü, Nazan ağlayarak odadan çıkarken kendisini yatağa atıp zorla

tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı, ağlamaktan bitap düşünce oracıkta uyuyakaldı.
Saatler sonra uyandığında gece olmuştu, odası karanlıktı. Burnuna çok keskin ama çok

tanıdık bir koku geldi, sanki boya kokusu gibi bir şeydi ama bir türlü ne olduğunu

çıkartamadı. Karanlıkta birinin varlığını hissettiği anda "uyandın mı aşkım?" diyen

Nazan'ın sesini tanıdı, "sen burada ne arıyorsun?" derken bir yandan da kokuyu

tanımaya çalışıyordu. "sana geldim aşkım, seninle eşitlenmeye geldim" dedi Nazan.

Birden kokuyu tanıdı, tinerdi bu koku. Aynı anda Nazanın elindeki çakmağı farketti,

"hayır yapma" diye haykırırken Nazanın yüzü tıpkı meşale gibi bir anda alevler içinde

kaldı.
Haftalar sonra aynı odada sargıları açılırken Nazan'ın ilk sözleri "artık evlenelim

aşkım" oldu…