Ana Menu
Şu anda 3 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Fena halde mutsuz adam... Yazdır e-Posta


Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış. İyi de
yaşarmış.. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş. Yüzmeye gider,
futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış. Bir gün Tanrı'ya "Büyüdüğüm zaman
neler isteğimi buldum, uzun uzun düşünüp" demiş...
"Neler" demiş Tanrı'ya...
"Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka
kapısında iki St. Bernard köpeği... Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde... Uzun,
çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü,
gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen... "Üç güçlü oğlum olsun isterim ki,
onlarla futbol oynayabileyim. Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki
senatör, üçüncüsü, milli santrfor olsun.
"Ben bir seyyah olayım...
Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım, insanları
kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım, yollarda... "Ne güzel bir hayal bu" demiş,
Tanrı... "Mutlu olmanı dilerim..."
Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara,
ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş
tabii. Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket
kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil,
kısaymış. Saçları siyahmış ama, gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz,
şarkı söyleyemezmiş ama, harika yemek pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri
yaparmış. İşi dolayısı ile, kent dışında bir villada değil, kentte bir apartmanın
teras katında oturmak zorunda kalmış, ama evinin deniz manzarası gene
harikaymış. iki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama, evinde harika
tüylü bir Ankara kedisi varmış. Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli
sandalyede yaşamak zorundaymış, ama en güzelleriymiş. Üç kız da babalarını
çok severlermiş. Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara
giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş, bazen. En küçükleri hariç tabii. O
gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş. İyi para
kazanmış ama, Öyle kırmızı bir Ferrari'si olmamış. Bir sabah uykudan üzüntü
içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş...
"Ben" demiş, "Hiç mutlu değilim..."
"Neden" demiş, arkadaşı... "Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü,
gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil,
ela gözlü, gitar da çalamıyor."
"Karın çok güzel" demiş, arkadaşı... "Harika resimler yapıyor, enfes yemekler
pişiriyor üstelik." Adam dinlememiş bile onu...
Bir gün karısına "Hiç mutlu değilim" diye dökmüş içini... "Neden" demiş karısı...
"Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47'nci
katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki St. Bernard'ın yaşayacağı bir bahçem
olsun isterdim, hani nerede..."
"Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz" demiş karısı... "Oturduğumuz yerden
okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor,
güzel kuşların resimlerini yapıyoruz... Üç de harika çocuğumuz var.." Adam
dinlemiyormuş bile...
Ruh doktoruna koşmuş bir gün...
"Ben mutlu değilim" diye...
"Niye" demiş, doktor...
"Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak,
insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var
şimdi... "Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor" demiş,
doktor...
Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 dolar vizite yazıp yollamış.
Bir gün muhasebecisine "Ben çok mutsuzum" demiş...
"Neden" demiş, muhasebeci...
"Bir kırmızı Ferrarim olsun isterdim hep... Ve dünya umurumda olmasın. Oysa
işe metro ile gidip geliyorum. Bir yığın da sorunum var." "İyi giyiniyor, en iyi
restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa'yı, Amerika'yı gezdin" demiş,
muhasebeci. Ama adam dinlemiyormuş bile... Muhasebeci adama 100 dolar
danışma ücreti fatura edip yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış
çünkü. Adam, rahibe "Çok mutsuzum" demiş.
"Neden" demiş, rahip...
"Üç oğlum olsun isterdim. Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu.
Oysa üç kızım oldu. Birisi yürüyemiyor bile.."
"Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var" demiş rahip... "Seni çok seviyorlar.
Başarılı da oldular. Biri hemşire, biri sanatçı, biri de müzik hocası.."
Ama adam dinlemiyormuş bile...
Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında, etrafı
beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücuduna bağlı teller hastaneye
kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş.
Fena halde mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları, ve rahibi yatağının başına
toplanmışlar. Onlar da üzüntü içindeymiş. Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ve
muhasebecisi imiş.
Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında "Tanrım" demiş...
"Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım."
"Hatırladım" demiş, Tanrı... "Güzel bir hayaldi."
'Peki, niye onların hiçbirini vermedin bana" demiş, adam...
"Verebilirdim" demiş Tanrı.. "Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz
yapmak istedim."
"Bak neler verdim sana... Bir güzel, sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir
ev. Üç tatlı kız evlat.. Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi
bu." "Evet" demiş, adam... "Ama bana benim gerçekten istediklerimi
vereceksin sandım."
"Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım" demiş, Tanrı...
"Sen ne istedin ki" demiş, adam hayretle.. Tanrı'nın da bazı şeyler isteyeceğini
hiç düşünmemiş hayatında.
"Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim" demiş Tanrı...
Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş. Sonunda yeni bir hayal
kurmaya karar vermiş. Yıllar önce kurduğu hayalin yerine "Keşke bunu hayal
etseydim"
dediği bir hayal...
Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep.
Adam kısa zamanda iyileşmiş, 47'nci kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış.
Kızların şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri
arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün...
Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde
oynaşmasına bakar, gülümsermiş...
Sınır tanımadan büyük düşünmek... Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak...
Ama elde ettikleri ile de mutlu olmayı bilebilmek...
Tanrı'nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı...
Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı...

Loren Seibold