Ana Menu
Şu anda 5 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
daha farklı olacak Yazdır e-Posta

*Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
> Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli
> dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü
> temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına
> dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok
> sıkkındı, birde sinirlenmişti.
> Alaycı bir ses tonuyla:
> - Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
> - Hayır çikolata parası lazım!
> Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali
> de başka oluyor diye düşündü.
> - Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
> - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da
> bulamadıysak aç yatarız.
> Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
> - Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
> - Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
> - Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
> - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata
> götürmek istiyorum.
> - Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
> - O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir
> kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata
> götürdüm. Çikolatayı çok sever.
> Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga
> etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile
> kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden
> denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
> Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey
> onu rahatlatmıyordu.
> Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek
> mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.
> - Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
> Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından
> başka bir şey çıkmadı.
> - Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.
> Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
> Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
> - Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
> Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
> - Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
> - Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını
> doyururlar.
> - Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
> - Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
> - Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla
> üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
> - Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
> - Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?
> Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
> - Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
> - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim.
> Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha
> iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
> Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin
> hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
> - Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
> Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan
> daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
> Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey
> olan.
> - Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.
> Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
> - Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
> anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit
> yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu
> bildiğinde ancak mutlu olur.
> - Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
> - Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar
> değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
> - Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
> - Küçük kızı severek.
> - Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
> - Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız
> vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o
> kadar mutlu edersin.
> - Nasıl yani ?
> - Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep
> beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.
> Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep
> prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak
> isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz
> küçük kızlar. Öyle değil mi?
> - Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma
> sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini
> değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye
> sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi
> olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
> - İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki
> karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben
> ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona
> "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay
> yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
> - Hiç kavga etmezmisiniz siz?
> - Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı
> ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak
> ayrı bir keyif verir bana.
> - Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
> - Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En
> ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o
> tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla
> aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.
> Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir
> onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak
> dokunuşları severler.
> - Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
> Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
> - Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu
> zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde
> karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek
> için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu
> olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.
> Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne
> kadar mutlu olabilirsin.
> - Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
> - Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar
> para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar
> hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama
> hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan
> hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük
> kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.
> Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk
> sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep
> öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama
> kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim
> onu.
> Adam ayağa kalktı.
> - Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük
> kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
> - Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
> - Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
> Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
> - Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
> Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin
> mutluluğuyla, bin
> bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki
> manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.
> Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su
> içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı.,
> sonra eşinin önüne koydu.
> - Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
> İnci hiç konuşmadı.
> - Sorsana "niye" diye.
> İnci kızgın kızgın:
> - Niye? Diye sordu.
> - Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet
> ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi
> yumuşamıştı.
> - Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
> - Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi
> meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir
> şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"
> Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü
> alamazsın.
> - Özür dilerim seni kırdığım için.
> Sonra Bülent yere diz çöktü.
> - Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice
> seven bu adamı senden mahrum etme.
> - Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.
> İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
> - Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin,
> dedi.
> Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı
> gördü* . *
> Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.