Ana Menu
Şu anda 3 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Azman Dede Yazdır e-Posta
 

GEÇMİŞİMİZİ VE NERDEN GELDİĞİMİZİZİ UNUTMAYALIM ARKADASLAR     

           Azman Dede Balıkesir' de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi, İvrindi'nin
Mallıca köyünden 104 yasında idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu,dev
görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı
kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.
Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca koyu kahvesinde kendisiyle
görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim
sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan
anladı. Sordukları mi cevapladı . Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar
sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı.

Kendi zor duyduğu için kan çanağına donen gözleriyle bize de duyurmak için
bağıra bağıra anlatmaya başladı : "Bir hücum sırasında bölük erimişti.
Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için
istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alinmiş gencecik insanlardı. Ama
içlerinde daha çocuk denecek yasta uç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi
çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor,
karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak
olan sungu hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl
şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu;
"Yavrum siz kimsiniz?",içlerinden biri; "Galatasaray Mektebi Sultanisi
talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi.

Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha sungu
tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır.
Tüfek söyle tutulur. Sungu böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!.." diye.
Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında
sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere
girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman
gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle
inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor bir gün önce
ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla
siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden islik çalarak geçiyordu. Siperler
toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandik!.." diye siperin
köşesini işaret etti.

O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o
çocuklar siperin bir kösesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir
tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karsılaşıyorlardı.
Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte hakliydi. Muharebede bir ürküntü panik
meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz
avaz bir mars söylemeye başladı!
Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı
Bos oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana.

Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katildi. Biraz sonra biri
daha... Mars bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz
avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum ani geldiğinde hepsi sungu takmış,
tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler
kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.."diye
bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden
fırladık. İste tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden
fırlayıverdiler. İste o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi
sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri
gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!..

İste ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.."

Azman dede ağlıyordu.

Ben ağlıyordum.

Kahvede kim varsa ağlıyordu.

Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi;
"Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı ." Dedi.