Ana Menu
Şu anda 4 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Bilgisayarın doğadaki rakibi bal arıları Yazdır e-Posta
Ben genellikle İstanbul’da, köyde yaşıyorum.
Geniş bir bahçem var. Doğa ile ilgilenmek
çok dinlendirici oluyor. Sebzeyi, meyveyi kendimiz
yetiştiriyoruz. Her şey doğal oluyor. Köy
hayatı sessiz ve sakin bir hayat. İstanbul’a çok
yakın olması nedeniyle de büyük kentlerin bütün
olanaklarına sahip olunuyor.
Şimdi köyümüzü methedip durmayayım asıl
konuya gelelim. Bizim bahçede “arı kovanları”
var. Yani etimizi, sütümüzü değilse bile, sebzemizi,
meyvemizi ve de balımızı biz üretiyoruz.
Hani moda ya”organik üretim” işte onu yapıyoruz.
Arılar çok ilginç. Arılarla insanları şöyle
bir karşılaştırırsak bakın neler oluyor.
Arılar, 500 gram bal için, 3 milyon 750 bin
defa çiçeğe konup kalkarlar. 1 kilogram bal için
ise, 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşır.
Bal arıları bir peteği doldurabilmek için, 100
milyon çiçeğin nektarını emerler ve 100 bin kilometre
kanat çırparlar.
Bu “delicesine” çalışma sırasında, dönüp,
dönüp “öbür arı benim kadar çalışıyor mu?” diye
kontrol gereği duymazlar. Birbirlerine tam
bir güven içersinde, sadece hadeflerine odaklanmışlardır.
Neredeyse kölesi olduğumuz bilgisayar, saniyede
16 milyar aritmetik işlem yaparken, bilgisayarın
doğadaki rakibi bal arıları, bu sürede,
daha az enerji harcayarak, 10 trilyonluk işlem
yeteneğine sahiptir. Demek ki, bilgisayarda hâla
Bill Gates’in keşfedemediği bir şeyler var.
Bir bal arısı kolonisinin, pazarlanacak 1 kilogram
bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi
için, 8 kilogram bal tüketmesi gerekiyor. Bu da
koloninin 6 kez dünyanın çevresini dönmesi
demektir.
Onlar bu işi canla başla yapıyor ve genetik
olarak, nesilden nesile aktarılmış bir tembellik
asla söz konusu olmamış.. Bu arı cumhuriyetinde
cinlik yapana, “birkaç gram bal da kendime
saklayayım” diye, peteği hortumlayana da
şimdiye kadar rastlanmamış.
Hepsi güneşin “kalk” ziliyle çalışmaya başlayıp,
güneşin “paydos” ziliyle dinlenmeye çekiliyorlar.
Hiçbir işçi arı, “Kraliçe Hanım işin kaymağını
yiyecek diye ben geberene kadar çalışamam
abi..” de dememiş. Birlikten ve kovan çıkınını
alıp başka yollara düşüp, başka bir kova
cumhuriyet kurmayı düşünmemiş. Karşı kovakileri
kıskanıp, o peteğe dadanmamış.
Vücut ağırlığının 330 katı yük çekmeye devam
etmiş.
Bal arıları, her bir petek gözünü altıgen prizma
şeklinde inşa ederek, peteğin dirençli olmasını
sağlamayı becermişler. Bu nedenle kilolarca
bal petekler tarafından rahatça taşınabilir olmuş.
Fizikçiler de “Gerçekten de en az bal mumu
harcayarak, maksimum ölçüde bal depolamak
için, en uygun şekil, arıların inşa ettiği altıgen
prizmadır” diye, bu gerçeği onaylıyorlar.
Hadi bakalım, onlara “hayvan” dediğimiz
için bal arılarından özür dileyelim. Elin hayvanı
düzen tutturmuş, milyon yıldır, hayatına fesat
sokmadan, sorumlu bir yaşamayı sürdürüyor.
Bal arılarının “ayıkla pirincin taşını” diye bir sözleri
yok. Başka arıların yaptıklarını onlar, hayatlarını
kısıtlayarak temizlemek zorunda da değiller.
Siz hiç arıyı sokan bir arı biliyor musunuz?
Can AKSIN
02.09.2006 Tarihli Evet Gazetesi'nden alınmıştır.