Ana Menu
Şu anda 4 konuk çevrimiçi

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller
Reklam
Ne Kadar Önemlisin Yazdır e-Posta

V Çocukluğundan beri bütün
hayali, dünyayı dolaşmaktı ama art arda gelen olaylar yüzünden kasabasını
terk edememiş, sonunda babasının pek de parlak olmayan işini devralmak
zorunda kalmıştı. Sevdiği bir karısı ve çocukları vardı.Ama işler iyi
gitmiyordu.Borçlar birikmişti.Yaşadığı hayal kırıklığına bir de borçlar
eklenince dayanacak gücü kalmamıştı.

Karlı bir gece arabasına binip, kasabanın biraz ötesinden akan nehrin
kıyısındaki bara gidip iyice sarhoş olana kadar içtikten sonra kendini
köprünün üzerinden atıvermişti.

Stewart sulara düşerken, karanlık göklerden gelen bir konuşma duyuldu.Tanrı,
"ikinci sınıf meleklerden" birine görev veriyordu. "Eğer, bu ümitsiz adama
yeniden yaşama isteği vermeyi başarırsan, ben de sana çok istediğin o iki
kanadı verir, seni birinci sınıf melek yaparım. Ve, yeryüzüne tonton, yaşlı
bir adam kılığında "başarısız" bir melek düşüyordu.

O güne dek bir türlü verilen görevleri doğru dürüst yerine getiremediği için
istediği kanatlara kavuşamayan, kederli bir melekti bu. Görevi ise çok
zordu. Tümüyle çaresiz, borçlar içinde yüzen, hayallerini
kaybetmiş,istediklerinden hiçbirine kavuşamamış, dünyayı gezmek isterken
önemsiz bir kasabaya sıkışıp kalmış bir adama hayatı yeniden sevdirecek, onu
intihardan vazgeçirecekti. Melek, yeryüzüne indiğinde, bir polis Stewart'ı
sulardan çıkarıyordu.

Onu, kendini sulara atmadan önce son içkisini içtiği bara götürüyordu ama
orası şimdi çok değişikti.Serserilerin toplandığı, pis bir batakhane
olmuştu.Kimse Stewart'ı tanımıyordu.Stewart, kasabaya dönüyordu ama orada da
eski dostları onun kim olduğunu bilmeyen gözlerle ona bakıyorlardı. Kasaba
bakımsızdı, çirkindi, karanlıktı.Eski bir okul arkadaşı arka sokaklarda
fahişelik yapıyordu.Karısı ise bir kütüphanede çalışan zavallı bir yaşlı
kızdı.O, sulara atlamadan önce ünlü bir adam olarak dünyayı dolaşan erkek
kardeşinin ise bir kilisenin bahçesinde mezarı duruyordu.

Stewart, suya düşmesiyle çıkması arasında geçen bu beş dakikada her şeyin
nasıl bu kadar değişebilmiş olduğunu anlayamadan etrafına bakarken "ikinci
sınıf melek" yanına yaklaşıyordu.

Ona anlatmaya başlıyordu. "Sen hayatına son vermek istedin ya, ben daha
iyisini yaptım, sen hiç bu dünyaya gelmemiş gibi oldun... Sen olmamış
olsaydın ne olacaktı, gör..." "Kardeşim ne zaman öldü", diye soruyordu
Stewart. "Sen dokuz yaşındayken o kuyuya düşmüştü ve sen onu kurtarmıştın...
Ama ben senin doğumunu iptal edince ve sen hiç doğmayınca onu kurtaracak
kimse de olmadı... O,çocukken öldü."
"Peki sınıf arkadaşım ne zaman fahişe oldu?"
"Bir gün o çok parasız kalmıştı; para bulabileceği hiçbir yer yoktu ve sen
ona borç vermiştin... Ama sen olmayınca o gece kendini sattı ve sonra fahişe
olarak kaldı." "Kasaba niye böyle bakımsız ve korkunç gözüküyor?" "Çünkü sen
babanın yerini aldıktan sonra insanlardan para toplayıp kooperatifler
kurmuştun, binalar yapmıştın, kasaba gelişmişti... Sen hiç
olmadığın için o kooperatif kurulmadı, o binalar yapılmadı, kasaba bakımsız
kaldı, o inşaatta çalışıp para kazanan birçok insan para kazanamayıp serseri
oldu."

Bütün seyircilerle birlikte Stewart da, bir insanın farkına varmadan ne
kadar çok başka insanın hayatına değdiğini, o hayatları varlığıyla
değiştirdiğini, en sıradan insanın bile bu hayatta tahmin edemeyeceği ölçüde
önemi olduğunu görüyordu. Tavana asılmış, birçok değişik parçadan oluşmuş
oyuncaklar vardır, her bir parça başka bir parçaya dokunarak bir rüzgar
yaratır ve oyuncak dönüp durur.O parçalardan birini çıkardığınızda bütün
rüzgarı kesersiniz. Oyuncak kımıltısız kalır.

Frank Capra'nın o filminde de, hayatın aynen o oyuncak gibi birbirine değen
insanlarla döndüğünü, aradan bir tek insanı bile çıkarıp aldığınızda hayatın
dönüşünü etkilediğinizi, birçok olayın farklılaştığını, herkesin sandığından
daha büyük bir rolü ve değeri olduğunu anlıyordunuz. Değersiz ve işlevsiz
kimse yoktu.

Stewart, o yaşlı ve tonton "ikinci sınıf" melek sayesinde bu gerçeği görünce
intihar etmekten vazgeçiyordu.Kendisine o kadar manasız ve değersiz gözüken
hayatının aslında birçok
insan için ne kadar değerli olduğunu kavrıyordu. O intihar etmekten
vazgeçince yeniden her şey eskisine dönüyordu.

"Bu muhteşem bir hayat" isimli film, mutlu sonla biterken de gökyüzünde bir
"çın" sesi duyuluyordu.Tonton meleğe, Tanrı çok arzuladığı kanatlarını
veriyordu.

Kendimizi manasız ve yararsız bulduğumuz zamanlar vardır.Değersiz
olduğumuzu,sevilmediğimizi düşünürüz.Hayal kırıklıklarıyla dolu hayatımızda
neden istediklerimizin hiç gerçekleşmediğini merak ederiz.Cevaplar
ararız.Bulamayız genellikle.Cevaplar vardır aslında.


Kendimizi yararsız bulduğumuzda çok yararlı işler yapmışızdır,
sevilmediğimizi sandığımızda sevilmişizdir, değersiz olduğumuzu
düşündüğümüzde değerimizi bilenler çıkmıştır.Birçok hayatı aynı anda
kımıldatan o sihirli rüzgarı yaratmakta bizim de farkına varmadığımız büyük
bir rolümüz olmuştur.Eğer Tanrı "ikinci sınıf" meleklerinden birini bize
gönderse ve bizsiz bir hayatın nasıl olacağını gösterseydi, sanırım hepimiz
kendimize de hayata da başka türlü bakardık.Hatta, o melek bize
"istediklerimiz gerçekleştiğinde nasıl bir hayatımız olabileceğini"
gösterseydi belki istediklerimizin gerçekleşmemesi için dua ederdik.

Bu muhteşem bir hayattır.Cevabı ve sırrı kendi içinde saklıdır.Ve, o hayatı
hep birlikte yaparız.

Bazen rolümüzden şikayet ediyorsak, bu da rolümüzün kıymetini
bilemememizdendir.
??